27 Eylül 2026 Pazar

Climate Leviathan - Kitap İncelemesi

KİTAP İNCELEMESİ: Wainwright J. ve Mann G. (2018), Climate Leviathan: A Political Theory of Our Planetary Future, London: Verso.

Bu yayımlanmamış kitap incelemesi Şubat 2019 yılında yazılmış olup sosyal medyada gördüğüm bir post sonrasında herhangi bir değişiklik yapmadan olduğu gibi burada paylaşmaya karar verdim.

İklim değişikliği son dönemde çağımızın en kaygı uyandırıcı sorunlarından biri olmaya başlamıştır. Geride bıraktığımız yüzyıldan farklı olarak ise iklim sorunu mekansal ve uzamsal boyutta küresel bir genişliğe uzanmış; sosyal hayatın ve hatta giderek siyasal yaşamımızın başat konusu haline gelmiştir. Bu kitabın yazarları da konuyu şu şekilde ifade etmişlerdir; ‘Tüm yaşamımız boyunca iklim değişikliğini ufukta beliren bir tehdit ve yüzleşmemiz gerekebilecek bir meydan okuma olarak düşündük. Artik bu tehdit materyal anlam kazanmıştır.’

İşte sözü edilen bu ekolojik meydan okumanın sonucu olarak ortaya çıkan gelişmeler uluslararası ilişkilerin klasik sorunlarının tümünü de –barış arayışı, güç politikası uygulamaları, küresel yönetişim sorunu, küresel adalet gibi normatif sorunlar- kökten bir yeniden düşünme sürecine sokmuştur (Peterson, 2013: 342). Joel Wainwright ve Geoff Mann da bu kitapta iklim sorununun siyasal egemenliğin değişimi ve dönüşümüne olası etkilerini incelemekte veya kendilerinin deyimiyle ‘gezegensel geleceğimizin siyasal teorisini’ önermektedirler.

Amerikalı ve Kanadalı iki akademisyen tarafından yazılan Climate Leviathan: A Political Theory of Our Planetary Future adlı bu kitap, Londra merkezli Verso yayınlarından 2018 yılında çıkmıştır. Kitap temelde, küresel iklim değişikliğinin sonuçlarının hangi politik senaryoları doğuracağı ve devlet yapısını/oluşumunu nasıl etkileyeceği üzerine yazılmıştır. Solun bir ürünü olarak ortaya çıkan kitap aslında, öncesinde yazdıkları aynı isimli makaleye dayanmaktadır.1

Çevre konusu, klasik uluslararası ilişkiler kuramlarında ikinci derece politika (low politics) olarak görülmüş ve araçsal bir işleve tabi tutulmuştur. Son otuz yılda disiplinin gündemine yerleşmiş olsa da pratikte Neo-neo tartışmasının güdümünde işlediği söylenebilir.2 Bu durum Matthew Peterson’un söylediği gibi devlet, kapitalizm, bilimsel bilgi/yönetimselcilik, ataerkillik gibi birbirine kenetlenmiş aşılması kolay olmayan faktörlerin algılarımızda nasıl bir yer edindiğini göstermektedir (Eckersly, 2016). Ancak bu kuramların verili olarak aldıkları dünya üzerinden değerlendirmeler yaptıkları ve bu değerlendirmelerin çoğu zaman –var olan düzeni mükemmel bir şekilde açıklama konusunda- yetersiz kaldıkları unutulmamalıdır. Zaten son dönemde de çevre ve iklim değişikliği gibi çevreye ilişkin konuların uluslararası ilişkiler kuramlarında çevre (periphery) olmaktan kurtarılıp merkeze taşınmasının gerekliliği ortaya koyulurken (Söker ve Özlük, 2018),  bu bağlamda, bu kitabın yazarları da iklim konusunu politize etmenin zorunluluğunu vurgulamaktadırlar.3

Joel Wainwright ve Geoff Mann tarafından yazılan ve iklim değişikliği merkeze alınarak olası politik sonuçların incelendiği bu kitap, üç kısımdan ve toplamda sekiz bölümden oluşmaktadır. Yazarlar, Alyssa Battistoni’nin (2018) dediği gibi, neden karbon salınımlarını azaltmak için hareket etmediğimizle ilgilenmeyip; bunun yerine, yaklaşan ekolojik krizlere cevap olarak ortaya çıkması muhtemel olan politik senaryo türleri ile ilgilenmektedirler. Temel tartışmaları ise iklim değişikliğinin baskısı altında mevcut küresel düzenin, egemenlik formunu kendilerinin gezegensel (planetary) olarak tanımladıkları yapıya doğru dönüşmeye iteceği üzerinedir. Böylelikle, olası dört egemenlik formu ile karşı-karşıya kalacağımızı söylemekteler.

Bu dört muhtemel sosyal formasyonun ortaya çıkması da temelde politik-ekonomik düzeni şekillendirecek iki şarta bağlanmıştır. Bunlardan birincisi, mevcut ekonomik düzenin kapitalist olarak devam edip-etmeyeceği üzerinedir. Burada Marx’ın sermayenin işleyiş biçimi olan P-M-P’daki (Para-Meta-Para) değişimin nasıl süregideceğine referans verilmektedir. İkincisi ise tutarlı gezegensel yönetmeyi (management) üstlenecek bir egemenin mümkün olup-olmayacağıdır. Climate Leviathan olarak isimlendirmenin altında yatan bir neden, kimin ne kadar karbon emisyonu tüketeceğini söyleyebilecek egemen güce olan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bu egemenlik de iki anlamda gezegensel olmalıdır; öncelikle, bunu yapabilecek kapasitede olmalı ve ikinci olarak dünyanın bekasını saik edinmeli ve bu anlamda gezegensel idare adına hareket etmelidir.

Yazarlara göre, sonuç olarak, bu dört egemenlik formunun herbiri de belli hegemonik bloğu temsilen ayırtedilen ve tahsis ve dağıtım işlevini yapacak olan hegemonun ortaya çıkmasına uygun olarak dört muhtemel formasyona neden olacaktır: kapitalist Climate Leviathan, anti-kapitalist ve devlet-merkezci  Climate Mao, muhafazakar-reaksiyoner kapitalist Behemoth ve hem anti-kapitalist hem de anti-egemen Climate X. Dünyanın geleceği bu dört formasyon arasındakı çatışmaya uygun şekillene-cektir.4 Bunlardan en ideal olan Climate X’tir. Behemoth güçlü direnç gösterecektir. Ancak, en etkili olan Climate Mao ve en muhtemel olan ise Climate Leviathan’dır

 

  Gezegensel Egemen             Anti-gezegensel Egemen

 

Climate Levi athan

 

 Climate Behemoth

 

Climate Mao

 

Climate X

       

Kapitalist olan

 

Kapitalist olmayan

 

  Tablo 1. Dört Muhtemel Formasyon

Birinci kısım, iki bölümden (Hobbes in Our Time ve Climate Leviathan) oluşmaktadır. İlk bölümde, ampirik verilerden ve tarihsel/mevcut tepkilerden yola çıkarak Leviathan’ın zoraki gerekliliği ortaya koyulmakta ve egemen olanın nasıl politik vücut oluşturacağı ve kabul göreceği anlatılmaktadır. Burada ilk olarak iki temel sorudan yola çıkarak buna ulaşılmaktadır. Birincisi, karbon salınımlarına yönelik bir azaltma gerçekleşmesi gerekiyorsa, bunu nasıl bilebiliriz?  Diğer soru ise eğer bu salınımlar uygun bir şekilde azaltılamadığı takdirde politik-ekonomik çıktısı ne olacaktır? İlk soruya yanıt olarak, Naomi Klein ‘kapitalizm ve iklim mücadelesi karşıtlığında’ - Blockadia’dan küresel bir hareket doğacağından bahsetmektedir. Blockadia bir konum değil, hareket halinde bir ulusaşırı çatışma bölgesidir. Madencilik ve fosil yakıt şirketlerine karşı küresel, tabandan ve geniştabanlı ağ üzerinden bir direnç olarak ortaya çıkacaktır. Klein’in ‘bu ütopik ama prefigüratif politik hayali’ olası bir iklim devriminin neye benzeyeceğini göstermesi bakımından soruya yanıt verebilecek niteliktedir.

Yazarlara göre, var olan sorunların nedenlerinin erken dönem kapitalizmden başlayarak araştırılması gerekmektedir; zira mevcut pesimisttik nedensellik temelde kapitalizmden kaynaklanmaktadır. Ancak pratikte ortaya çıkanlar kapitalist Kuzey’in bu iklim sorunlarını yatıştırmadaki başarısızlığı ve spekülatif olarak da yer-yer isteksizliğinden kaynaklı olmaktadır. Bu yüzden de iklim değişikliği ile ilgili kararların alındığı ekolojik-politik koşullar temelde ‘belirsizlik ve korku’ ile belirlenir/belirnecektir; gerçek kararlar (decisions) yoktur, bunlar sadece reaksiyonlardır (reactions).  Ancak, bu krizler kendi hegemonyalarını sarstıkları ölçüde reaksiyonlarını kordine edecekleri zamanı da beklememiz gerekiyor. Bu süreç, kendisi belirli formları oluşturacaktır ki ancak politik güçlerin analizi bize oluşmakta olan ‘güç ilişkilerini’ anlamakta yardımcı olacaktır. Yazarlara göre, etkili ‘karşı tepki’ ise bu olasılıkların incelenmesini gerekirtirir.

Yazarlar, bu incelemeyi yapabilmek için (ikinci kısımda) öncelikle iki felsefi gelenek üzerinen yola çıkmaktalar. İlk olarak, Gramsci-Marx-Poluntaz’ın politik eleştirileri ile kapitalist toplumların olası tepkileri tahmin edilmektedir. Bu amaçla sosyal ve doğal yaşamın örgütlenme biçimi olarak sermayenin kısa ve öz açıklamasını sunmakta ve burjuva imgeleminde ‘adaptasyon’ kavramının analizini yapmaktadırlar. Sonuç olarak, kapitalist sosyal ilişkilerin nihai olarak bizi -gezegensel kriz esnasında kendi konumlarını koruyabilecekleri- Climate Leviathan’a sürükleyeceğini iddia etmektedirler.5 İkinci olarak ise bu kavramların detaylandırılabilmesi de Hobbes’dan beri egemenlik teorileri ile igili seçici ilişki kurmayı gerektirecektir. Çünkü mevcut duruma ve olası çıktılara doğru tepki verebilmek, iyi kapsamlı bir teori içine alınarak yapılabilir.

Yazarlar, en ideal olanın Climate X iken, neden  kitaplarının ismini Climate Leviathan koydukları sorusuna cevaben ise Thomas Hobbes ve onu aynı isimli kitabını yazmaya iten nedenleri öne sürmektedirler. Bilindiği üzere, Leviathan 1651 yılında İngiltere’de iç savaş sürerken yazılmış, siyaset biliminin en önemli kitaplarından birisidir. Hobbes bu kitapta, doğa durumunu tarif ederek insanları yabancıların saldırılarından ve birbirilerine olan saldırılarından koruyacak genel bir güce devretmelerine gereksinim duyduklarını ileri sürmektedir. Bu güç de Devlet -latince Civitac- başka bir değişle Common-wealth veya Leviathan’dır. Bu Common-wealth, dünyanın mevcut sosyal ve politik yapısına yanıt verebilecek olan, başka değişle, ‘siyasi huzursuzluğu iç savaşa düşmeden bastırabilen’ bir yapıdır. Mann ve Wainwright da benzer durum ve endişe ile aynı zamanda başka çareniz olmadığında teorize etmenin dünyanı anlamanın tek yolu olduğu için böyle bir varsayımlara ihtiyaç duyulduğunu ancak bunu yaparken de Leviathan’ı ütopik veya teleolojik olarak tanımlayarak, onu reddetmekten kaçınılması gerektiğini de ayrıca vurgulamaktadırlar.6

Bu da bizi son olarak Carl Schmitt’in siyasal olanı/alanı tanımlaması ve Hobbes okumasına getirmektedir. Schmitt, siyasalın belirli eylem alanı (domain of action) olarak değil –her zaman fiili veya potansiyel şiddet bağlamında yürütülen- egemen kararın alanı (realm of pure sovereign decision) ve dost-düşman tanımlanması olduğu söylemektedir. Yirmici yüzyılda siyasal alan yeniden inşa edilse de temelde mutlakiyetçi siyaset anlayış baskın olmasa da güçlü kalmaktadır.7 Ancak, Schmitt’in okumasından farklı olarak bu, Nasyonel Sosyalist karakterden çok Büyük Buhran sonrası Keynesçiliğe benzemektedir. Hobbes’un Leviathan’ı böylece egemen gücün neye benzediği ve nasıl çalıştığı anlamında tek başına siyasal politikayı (political politics) yansıtmaktadır. Leviathan’ı uzak tutan kurumlar ve sosyal ilişkiler inşa ettiğimizde bile, Man ve Wainwright’a göre, yine de kaçınılmaz gözükmektedir. Bu kaçınılmazlık da reddedilemez gözüküyor çünkü o bir şekilde geri dönecektir.

Yazarlara göre, gezegensel egemenlik oluşum sürecindedir. Bunun en iyi örneği Paris Anlaşmasıdır.8 Bu anlaşma ‘mucize’ ile ‘felaketin’ bir aradalığını göstermektedir. Mucizedir; çünkü iklim değişiklği üzerine ilk küresel anlaşmadır. Felakettir; çünkü bağlayıcılığı yoktur. 

Climate Leviathan ve Climate Mao Leviathan’ın alacağı iki biçimden birisidir. Climate Mao, tam anlamıyla Hobbes’un Levithan’ına benzemektedir. Hızlı, devrimsel ve devlet öncülüğünde bir dönüşüm talebini yanıstmaktadır. Sahra-altı Afrika ve Latin Amerika’dan farklı olarak böyle bir formasyon– büyük ve marjinalleşmiş köylüler ve proleterler, tarihsel deneyim ve devrimci ideoloji ve büyük ekonomileri yöneten güçlü devletlerin olduğu – Asya’da ortaya çıkabilecektir. Aynı zamanda, iklim değişikliğinin yıkıcılığını en çok hiss edecek coğrafyada oldukları için de devrimsel bir yönetime ihtiyaçları vardır. Ancak Climate Leviathan ise ABD liderliğinde ve Çin’le işbirliği ile hareket edecek kapitalist kuzeyi temsil etmektedir. Climate Behemoth ise Leviathan’a tehlike arz etmektedir. Bu, iki anlamda tepkiyi yansıtır; reaksiyoner popülizm ve devrimsel hegemonya karşıtlığı. Bu, iklim değişikliği karşıtlığı olarak politik söylemsel –özellikle de şimdilerde ABD’de olduğu gibi- direnci yansıtmaktadır. Behemoth’un etkisi ise fosil yakıtlarla doğrudan bağları olan kapitalist sınıftan gelmektedir. Çoğu popülist trendler de bu eğilimin peşinden gideceklerdir. Behemoth’un temel başarısızlığı ise liberal kapitalizme herhangi bir alternatif sunamamasıdır.

İkinci kısım, dört bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde, adaptasyon politikaları ve politikanın adaptasyonu işlenmiştir. Birinci bölümde, bilimin kaçınılmaz olarak sosyal olmasından ve dolayısıyla tarihsel olmasından ve yukarıda da söylenildiği gibi ‘burjuva’ imgelemindeki adaptasyonun ne anlama geldiğinden bahsedilmektedir. Diğer bilim insanları gibi iklim bilimcilerinin de gücü ve zayıflığı, arzu ve korkuları, çıkarları ve ideolojileri vs. vardır. Bir iklim bilimcinin söylediği gibi laboratuvarda veri toplamak, röportaj vermekten veya Kongre komiteleri önünde rapor sunmaktan daha rahattır. Anlatılar, basitçe girdi ve çıktıların sonucu değildir. Yazarlara göre, iklim değişikliğine karşı yapılacak önlemlerin gecikmesi bu anlamda iklim bilimcilerden de kaynaklanmaktadır. Man ve Wainwright, buna örnek olarak, 2014 yılı  IPPC raporunu – ki kapsam ve katılım açısından benzersizdir- iki yönü ile eleştirmektedirler. İlk olarak, raporun teknik özet kısmında, her boyutu ile dikkate alınan ve söylenilen vurguların, politika yapıcıları için olan özet kısmında, daha teknik boyuta indirgenerek aktarıldığının altını çiziyorlar. İkinci olarak ise iklim değişiklği karşısında önerilen üç seçenekden (mitigation, adaptation ve suffering) bahsedilmekte ve bu seçeneklerin eleştirisi yapılmaktadır. Yazarlar, adaptasyon politikalarını benzer şekilde reaktif olarak gözüken klima metaforu üzerinden eleştirmektedirler. Aynı zamanda, azaltma ve adaptasyonun suffering’in iki farklı biçimi olduğunu da vurgulamaktalar; çünkü bu araç-gereçlerden yoksun olan özellikle yoksul ve marjinalize edilmişler için bu üçü arasında pek bir fark yoktur. Sonuç olarak ise küresel karbonun azaltılmasına yönelik çabaların başarısızlığı, ortaya çıkan herhangi bir Leviathan'ın temelde bir adaptasyon canavarı olacağını da böylece açıkça ortaya koymaktadır.

Bunun nasıl olması gerektiği daha doğrusu politikanın adaptasyonunun ne olduğu  ise takip eden ikinci bölümde ve nasıl sağlanacağı ise son iki bölümde tartışılmaktadır. Burada Poluntaz, Foucault ve Schmit okumaları üzerineden liberalizmin ne anlama geldiği tartışılır. Daha sonra ise Gramcsci ilerleme eleştirisi yapılır ve ilerlemenin bu formunun ‘zenitte olmadığı’ söylenir. ‘İlerleme artık demokratik anlamını yitirmiştir; çünkü ilerlemenin taşıyıcıları (burjuvazi) onun mümkün kılmayı zorlaştıran krizler, işsizlik vs. gibi yıkıcı güçleri ortaya çıkarmıştır.’ Bu anlamda, karbon azaltımı muhtemel olmaktan çıktığı için de artık adaptasyon günümüzün ‘ilerleme’si olmaktadır. İlerleme, 19. yüzyılda burjuva için ne anlam ifade ediyordusa bugün de adaptasyon Climate Leviathan için o anlama gelecektir.

Sonraki bölümde ise yazarlar, bizi ‘Yeşil Keynezcilik’ ile tanıştırmaktadır. Liberal kapitalizmin gücü ve bağlamı anlaşıldığı zaman, ‘piyasa başarısızlığı’, ‘kollektif eylem sorunu’ ve ‘ortak malların trajedisi’ de daha anlamlı hale gelecektir. Sonuç olarak, bu sorunların üstesinden gelmek – ki çok az veya çok fazla müdahele ettiği için – devletin üzerine düşmektedir. Tercih edilen çözümse devlet gücü ve özel erişim kurumlarının (institutions of exclusive access) kombinasyonu ile sağlanacaktır. Yazarlar, Keynezci devletin tek ve mükemmel seçim olduğunu redetmektedirler;  ancak onu iyi bir çözüm olarak görmeye neden olan şeyle ilgilenmektedirler. Bu yüzden Keynezci politikaların bu anlamda işlevselliğini okumaktadırlar. Yeşil Keynezcilik devrim yapmadan devrimsel dönüşümü vaad etmektedir. Devleti ele geçirmek ise elit statüsünün belirleyicisi olarak dikkate alınırsa o zaman güçlü devleti gerektiren bu modelin de niye cazip geleceği anlaşılır olmaktadır. Bu kısımın son bölümü ise –mekanik nedenselliğe düşmeden- Vestfalyan dünyadan gezegensel egemenin oluşacağı yönetime nasıl ulaşılacağı üzerinedir. Burada doğrudan Uluslararası İlişkiler disiplinine referans verilerek, Dünya Devleti üzerine tartışılmaktadır. Bölüm, Kant ve Hegel ile başlar ve Alexander Wendt’in kaçınılmaz olan bir Dünya Devleti makalesi üzerine eğilir ve Wendt’in yanıtsız bıraktığı üç soruyu sorarak, gezegensel egemenlik için üç ayrı mantığı ve üç temel süreci göstermeye çalışırlar.

Son kısım ise kendi içinde iki bölümden (After Paris ve Climate  X) oluşmaktadır. İlk bölüm önceki bölümlere göre kısadır ve dört formasyondan en ideal olan Climate X’in işlendiği diğer bölüm için bir giriş niteliği oluşturmaktadır. Burada Climate Leviathan’ı çağıran bazı eylem ve protestolara değinilse de  özellikle, diğerlerinden farklı olan gerçek bir iklim hareketine benzeyebilecek olan bazı gösterilere yer verilmektedir. Yazarlar için burada temel mesele, gerekli olan politik teoriden yoksun olmaları daha doğrusu ‘tutarlı siyasal tutumlarının’ eksiklik olmasıdır. Örneğin; mevcut iklim değişikliği politikaları üzerine olan tartışmalar nadiren ulus-devlet ötesine geçmektedir. Devlet bu anlamda temel engel teşkil etmektedir. Devlet ve kapitalizm konusundakı bu aşılamazlık kitabın isminin neden Climate Leviathan olduğunu göstermektedir.

Kitabın son bölümü ideal –ancak ütopik olmayan- tip olan Climate X’e ayrılmıştır. Climate X bir yandan gezegensel egemenliği reddederken, bir yanda da kapitalizmi aşmaktadır. Bu ideal tipin üç temel özelliği ise sırasıyla eşitlik, içerme ve haysiyet ve dayanışmadır. Man ve Wainwright, bu üç özelliğin kapitalizm ve egemenlik ile olan ve diğer üç formasyon karşısındaki çelişkilerini ve sınırlılığını gösterdikden sonra gerçekleşmesinin çok zor olduğunu söylemekteler. Ancak, Climate X’e götürecek iki farklı yolu da sunarak onu mümkün kılacak yönelimi de ortaya koymaktalar. Bunlardan birincisi, Marksist köklerden yayılan, antikapitalist sol geleneğine dayanan radikal bir analiz ve uygulama, diğeri ise sermaye ve egemen devlet tarafından belirlenmemiş ve uzun tarihsel deneyime sahip olan insanlar veya gruplardır.

 

SONNOTLAR

1Joel Wignwright ve Geoff Mann, ‘Climate Leviathan’, Antipode, Vol.45, No: 1, 2013, s.1-22. İkinci bir makale ile iddialarını genişletmiştiler. ‘Climate Change and Adaptation of the Political’, Annals of Association of American Geographers, Vol. 105, Issue 2, 2015, s.313-321.

2Bir tartışma için bkz. H. Akın Ünver, ‘Paris İklim Anlaşmasına Teorik Yaklaşım: Neo-neo Tartışması, Eko-Marksizm ve Yeşil Kapitalizm’, Uluslararası İlişkiler, Cilt 14, Sayı 54, 2017, s.3-17.

3Wainwright ve Mann’a göre, siyasal teorinin ihmal ettiği bu sorun büyük bir boşluk yaratmaktadır. Çünkü istikrarlı bir politik konsept ancak ‘göreli istikrarlı bir dünya ortamında (environment)’ anlamlı olabilir. İklim değişikliğini politize etmek aynı zamanda onlara göre solun mücadelesi için de önem taşıyacaktır. Bkz. kitabın önsöz kısmı.

4Bu tam olarak tüm gelecek politikaların iklim değişikliği ile ilgili olacağı anlamına gelmez ancak iklim değişikliği dünya düzeni için çok temel olduğundan çeşitli ve kompleks reaksiyonlar da bu dört çizgiden birisine götürecektir. 

5Burada özellikle belirtmek gerekir ki Climate Leviathan tek kişinin yönettiği yarı-monarşik bir formasyon değil, tam tersine kimin hangi önlemi alması gerekli olacağına karar verecek kollektif gücü karakterize etmektedir.

6Yazarlar, ‘herkesin herkesle savaştığı’ Hobbes temelli yaklaşımdan yana olmadıklarının altını çizmektedirler. Ancak Hobbes’un inandığı gibi daha henüz güç kazanmamış doğmakta olan kendilerinin ‘Climate Levithan’ olarak tanımladıkları bir formasyona doğru ilerlediğimizi belirtmektedirler. Ve ayrıca Marx’ın savunduğu işçi sınıfı kavramından farklı olarak, herhangi bir sosyal grup veya özneyi belirtmeyeceklerdir.

7Schmitt, siyasal alandan toplumsal olanın ayrılması gerektiğini söyler. Bu tartışma için bkz. s.16-19.

8Anlaşma aslında Paris’te değil şehrin yakınlarındaki Le Bourget isimli kasabada imzalanmıştır. İlginç bir betimleme için bkz. s.28.

Kaynakça

Battistoni A., (2018) ‘States of Emergency: Imagining of Politics for an Age of Accelerated Climate Change’, The Nation, June 21.          

Eckersly R., (2016) ‘Yeşil Teori’, Tim Dunne et all, Uluslararası İlişkiler Teorileri: Disiplin ve Çeşitlilik , çev. Özge Kelekçi, 1. Basım, Sakarya: Sakarya Üniversitei Kültür Yayınları, s.288-312.

Peterson M., (2016), ‘Yeşil Siyaset’, İçinde: S. Burchill ve d. (der.) Uluslararası İlişkiler Teorileri, A. Aslan ve M. Ağcan, İstanbul: Küre Yayınları, 341-367.

Söker Ç. ve Özlük E., (2018) ‘Uluslararası İlişkilerde Çevreyi Merkeze Taşımak: Temel Yaklaşımlar ve Tartışmalar’, Akademik İncelemeler Dergisi, 13 (1), , s.227-262.

Ünver  H. A., (2017) ‘Paris İklim Anlaşmasına Teorik Yaklaşım: Neo-neo Tartışması, Eko-Marksizm ve Yeşil Kapitalizm’, Uluslararası İlişkiler, 14 (54),  s.3-17.

Wignwright J. ve Mann G., (2013) ‘Climate Leviathan’, Antipode, 45 (1), s.1-22.

Wignwright J. ve Mann G., (2015) ‘Climate Change and Adaptation of the Political’, Annals of Association of American Geographers, 105 (2), s.313-321.