KİTAP İNCELEMESİ:
Wainwright J. ve Mann G. (2018), Climate
Leviathan: A Political Theory of Our Planetary Future, London: Verso.
Bu yayımlanmamış kitap incelemesi Şubat 2019 yılında yazılmış olup sosyal medyada gördüğüm bir post sonrasında herhangi bir değişiklik yapmadan olduğu gibi burada paylaşmaya karar verdim.
İklim değişikliği son dönemde çağımızın en kaygı
uyandırıcı sorunlarından biri olmaya başlamıştır. Geride bıraktığımız yüzyıldan
farklı olarak ise iklim sorunu mekansal ve uzamsal boyutta küresel bir genişliğe
uzanmış; sosyal hayatın ve hatta giderek siyasal yaşamımızın başat konusu
haline gelmiştir. Bu kitabın yazarları da konuyu şu şekilde ifade etmişlerdir; ‘Tüm
yaşamımız boyunca iklim değişikliğini ufukta beliren bir tehdit ve yüzleşmemiz
gerekebilecek bir meydan okuma olarak düşündük. Artik bu tehdit materyal anlam
kazanmıştır.’
İşte sözü edilen bu ekolojik meydan okumanın sonucu
olarak ortaya çıkan gelişmeler uluslararası ilişkilerin klasik sorunlarının
tümünü de –barış arayışı, güç politikası uygulamaları, küresel yönetişim
sorunu, küresel adalet gibi normatif sorunlar- kökten bir yeniden düşünme
sürecine sokmuştur (Peterson, 2013: 342). Joel
Wainwright ve Geoff Mann da bu kitapta iklim sorununun siyasal egemenliğin
değişimi ve dönüşümüne olası etkilerini incelemekte veya kendilerinin deyimiyle
‘gezegensel geleceğimizin siyasal teorisini’ önermektedirler.
Amerikalı
ve Kanadalı iki akademisyen tarafından yazılan Climate Leviathan: A Political Theory of Our Planetary Future adlı
bu kitap, Londra merkezli Verso
yayınlarından 2018 yılında çıkmıştır. Kitap temelde, küresel iklim değişikliğinin sonuçlarının hangi politik
senaryoları doğuracağı ve devlet yapısını/oluşumunu nasıl etkileyeceği üzerine
yazılmıştır. Solun bir ürünü olarak ortaya çıkan kitap aslında, öncesinde
yazdıkları aynı isimli makaleye dayanmaktadır.1
Çevre
konusu,
klasik uluslararası ilişkiler kuramlarında ikinci derece politika (low politics) olarak görülmüş ve araçsal
bir işleve tabi tutulmuştur. Son otuz yılda disiplinin gündemine yerleşmiş olsa
da pratikte Neo-neo tartışmasının güdümünde işlediği söylenebilir.2 Bu
durum Matthew Peterson’un söylediği gibi devlet, kapitalizm, bilimsel
bilgi/yönetimselcilik, ataerkillik gibi birbirine kenetlenmiş aşılması kolay
olmayan faktörlerin algılarımızda nasıl bir yer edindiğini göstermektedir
(Eckersly, 2016). Ancak bu kuramların verili olarak aldıkları dünya
üzerinden değerlendirmeler yaptıkları ve bu değerlendirmelerin çoğu zaman –var
olan düzeni mükemmel bir şekilde açıklama konusunda- yetersiz kaldıkları
unutulmamalıdır. Zaten son dönemde de çevre ve iklim değişikliği gibi çevreye
ilişkin konuların uluslararası
ilişkiler kuramlarında çevre (periphery) olmaktan kurtarılıp merkeze taşınmasının
gerekliliği ortaya koyulurken (Söker ve Özlük, 2018),
bu bağlamda, bu kitabın yazarları da iklim konusunu
politize etmenin zorunluluğunu vurgulamaktadırlar.3
Joel
Wainwright ve Geoff Mann tarafından yazılan ve iklim değişikliği merkeze
alınarak olası politik sonuçların incelendiği bu kitap, üç kısımdan ve toplamda
sekiz bölümden oluşmaktadır. Yazarlar, Alyssa Battistoni’nin (2018) dediği gibi,
neden karbon salınımlarını azaltmak için hareket etmediğimizle ilgilenmeyip;
bunun yerine, yaklaşan ekolojik krizlere cevap olarak ortaya çıkması muhtemel
olan politik senaryo türleri ile ilgilenmektedirler. Temel tartışmaları ise iklim değişikliğinin baskısı altında mevcut küresel
düzenin, egemenlik formunu kendilerinin gezegensel (planetary) olarak tanımladıkları yapıya doğru dönüşmeye iteceği
üzerinedir. Böylelikle, olası dört egemenlik formu ile karşı-karşıya
kalacağımızı söylemekteler.
Bu
dört muhtemel sosyal formasyonun ortaya çıkması da temelde politik-ekonomik
düzeni şekillendirecek iki şarta bağlanmıştır. Bunlardan birincisi, mevcut
ekonomik düzenin kapitalist olarak devam edip-etmeyeceği üzerinedir. Burada
Marx’ın sermayenin
işleyiş biçimi olan P-M-P’daki (Para-Meta-Para) değişimin nasıl süregideceğine referans
verilmektedir. İkincisi ise tutarlı gezegensel yönetmeyi
(management) üstlenecek bir egemenin
mümkün olup-olmayacağıdır. Climate Leviathan olarak isimlendirmenin altında
yatan bir neden, kimin ne kadar karbon emisyonu tüketeceğini söyleyebilecek
egemen güce olan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bu egemenlik de iki anlamda
gezegensel olmalıdır; öncelikle, bunu yapabilecek kapasitede olmalı ve ikinci
olarak dünyanın bekasını saik edinmeli ve bu anlamda gezegensel idare adına hareket
etmelidir.
Yazarlara göre, sonuç olarak, bu dört egemenlik
formunun herbiri de belli hegemonik bloğu temsilen ayırtedilen ve tahsis ve
dağıtım işlevini yapacak olan hegemonun ortaya çıkmasına uygun olarak dört muhtemel
formasyona neden olacaktır: kapitalist Climate Leviathan, anti-kapitalist ve
devlet-merkezci Climate Mao, muhafazakar-reaksiyoner kapitalist Behemoth ve hem
anti-kapitalist hem de anti-egemen Climate X. Dünyanın geleceği bu dört
formasyon arasındakı çatışmaya uygun şekillene-cektir.4 Bunlardan en
ideal olan Climate X’tir. Behemoth güçlü direnç gösterecektir. Ancak, en etkili
olan Climate Mao ve en muhtemel olan ise Climate Leviathan’dır
Gezegensel
Egemen Anti-gezegensel Egemen
|
Climate Levi athan |
Climate Behemoth |
|
Climate Mao |
Climate X |
Kapitalist olan
Kapitalist olmayan
Tablo 1. Dört Muhtemel Formasyon
Birinci kısım, iki bölümden (Hobbes in Our Time ve Climate
Leviathan) oluşmaktadır. İlk bölümde, ampirik verilerden ve tarihsel/mevcut
tepkilerden yola çıkarak Leviathan’ın zoraki gerekliliği ortaya koyulmakta ve
egemen olanın nasıl politik vücut oluşturacağı ve kabul göreceği
anlatılmaktadır. Burada ilk olarak iki temel sorudan yola çıkarak buna
ulaşılmaktadır. Birincisi, karbon salınımlarına yönelik bir azaltma
gerçekleşmesi gerekiyorsa, bunu nasıl bilebiliriz? Diğer soru ise eğer bu salınımlar uygun bir
şekilde azaltılamadığı takdirde politik-ekonomik çıktısı ne olacaktır? İlk
soruya yanıt olarak, Naomi Klein ‘kapitalizm ve iklim mücadelesi
karşıtlığında’ - Blockadia’dan
küresel bir hareket doğacağından bahsetmektedir. Blockadia bir konum değil,
hareket halinde bir ulusaşırı çatışma bölgesidir. Madencilik ve fosil yakıt
şirketlerine karşı küresel, tabandan ve geniştabanlı ağ üzerinden bir direnç
olarak ortaya çıkacaktır. Klein’in ‘bu ütopik ama prefigüratif politik hayali’ olası
bir iklim devriminin neye benzeyeceğini göstermesi bakımından soruya yanıt
verebilecek niteliktedir.
Yazarlara
göre, var olan sorunların nedenlerinin erken dönem kapitalizmden başlayarak
araştırılması gerekmektedir; zira mevcut pesimisttik nedensellik temelde
kapitalizmden kaynaklanmaktadır. Ancak pratikte ortaya çıkanlar kapitalist
Kuzey’in bu iklim sorunlarını yatıştırmadaki başarısızlığı ve spekülatif olarak
da yer-yer isteksizliğinden kaynaklı olmaktadır. Bu yüzden de iklim değişikliği ile ilgili
kararların alındığı ekolojik-politik koşullar temelde ‘belirsizlik ve korku’
ile belirlenir/belirnecektir; gerçek kararlar (decisions) yoktur, bunlar sadece reaksiyonlardır (reactions). Ancak, bu krizler kendi hegemonyalarını
sarstıkları ölçüde reaksiyonlarını kordine edecekleri zamanı da beklememiz
gerekiyor. Bu süreç, kendisi belirli formları oluşturacaktır ki ancak politik
güçlerin analizi bize oluşmakta olan ‘güç ilişkilerini’ anlamakta yardımcı
olacaktır. Yazarlara göre, etkili ‘karşı tepki’ ise bu olasılıkların
incelenmesini gerekirtirir.
Yazarlar,
bu incelemeyi yapabilmek için (ikinci kısımda) öncelikle iki felsefi gelenek üzerinen yola
çıkmaktalar. İlk olarak, Gramsci-Marx-Poluntaz’ın politik eleştirileri ile
kapitalist toplumların olası tepkileri tahmin edilmektedir. Bu amaçla sosyal ve
doğal yaşamın örgütlenme biçimi olarak sermayenin kısa ve öz açıklamasını
sunmakta ve burjuva imgeleminde ‘adaptasyon’ kavramının analizini yapmaktadırlar.
Sonuç
olarak, kapitalist sosyal ilişkilerin nihai olarak bizi -gezegensel kriz
esnasında kendi konumlarını koruyabilecekleri- Climate Leviathan’a sürükleyeceğini iddia etmektedirler.5 İkinci olarak ise bu kavramların
detaylandırılabilmesi de Hobbes’dan beri egemenlik teorileri ile igili seçici
ilişki kurmayı gerektirecektir. Çünkü mevcut duruma ve olası çıktılara doğru
tepki verebilmek, iyi kapsamlı bir teori içine alınarak yapılabilir.
Yazarlar, en ideal olanın Climate X iken, neden kitaplarının ismini Climate Leviathan koydukları sorusuna cevaben ise Thomas Hobbes ve onu aynı isimli kitabını yazmaya iten nedenleri öne sürmektedirler. Bilindiği üzere, Leviathan 1651 yılında İngiltere’de iç savaş sürerken yazılmış, siyaset biliminin en önemli kitaplarından birisidir. Hobbes bu kitapta, doğa durumunu tarif ederek insanları yabancıların saldırılarından ve birbirilerine olan saldırılarından koruyacak genel bir güce devretmelerine gereksinim duyduklarını ileri sürmektedir. Bu güç de Devlet -latince Civitac- başka bir değişle Common-wealth veya Leviathan’dır. Bu Common-wealth, dünyanın mevcut sosyal ve politik yapısına yanıt verebilecek olan, başka değişle, ‘siyasi huzursuzluğu iç savaşa düşmeden bastırabilen’ bir yapıdır. Mann ve Wainwright da benzer durum ve endişe ile aynı zamanda başka çareniz olmadığında teorize etmenin dünyanı anlamanın tek yolu olduğu için böyle bir varsayımlara ihtiyaç duyulduğunu ancak bunu yaparken de Leviathan’ı ütopik veya teleolojik olarak tanımlayarak, onu reddetmekten kaçınılması gerektiğini de ayrıca vurgulamaktadırlar.6
Bu da bizi son olarak Carl Schmitt’in siyasal olanı/alanı
tanımlaması ve Hobbes okumasına getirmektedir. Schmitt, siyasalın belirli eylem
alanı (domain of action) olarak değil
–her zaman fiili veya potansiyel şiddet bağlamında yürütülen- egemen kararın
alanı (realm of pure sovereign decision)
ve dost-düşman tanımlanması olduğu söylemektedir. Yirmici yüzyılda siyasal alan
yeniden inşa edilse de temelde mutlakiyetçi siyaset anlayış baskın olmasa da
güçlü kalmaktadır.7 Ancak, Schmitt’in okumasından farklı olarak bu,
Nasyonel Sosyalist karakterden çok Büyük Buhran sonrası Keynesçiliğe
benzemektedir. Hobbes’un Leviathan’ı böylece egemen gücün neye benzediği ve
nasıl çalıştığı anlamında tek başına siyasal politikayı (political politics) yansıtmaktadır. Leviathan’ı uzak tutan kurumlar
ve sosyal ilişkiler inşa ettiğimizde bile, Man ve Wainwright’a göre, yine de
kaçınılmaz gözükmektedir. Bu kaçınılmazlık da reddedilemez gözüküyor çünkü o
bir şekilde geri dönecektir.
Yazarlara
göre, gezegensel egemenlik oluşum
sürecindedir. Bunun en iyi örneği Paris Anlaşmasıdır.8 Bu anlaşma
‘mucize’ ile ‘felaketin’ bir aradalığını göstermektedir. Mucizedir; çünkü iklim
değişiklği üzerine ilk küresel anlaşmadır. Felakettir; çünkü bağlayıcılığı
yoktur.
Climate
Leviathan ve Climate Mao Leviathan’ın alacağı iki biçimden birisidir. Climate
Mao,
tam anlamıyla Hobbes’un Levithan’ına benzemektedir. Hızlı, devrimsel ve devlet öncülüğünde bir dönüşüm
talebini yanıstmaktadır. Sahra-altı Afrika ve Latin Amerika’dan farklı olarak
böyle bir formasyon– büyük ve marjinalleşmiş köylüler ve proleterler, tarihsel
deneyim ve devrimci ideoloji ve büyük ekonomileri yöneten güçlü devletlerin
olduğu – Asya’da ortaya çıkabilecektir. Aynı zamanda, iklim değişikliğinin
yıkıcılığını en çok hiss edecek coğrafyada oldukları için de devrimsel bir
yönetime ihtiyaçları vardır. Ancak Climate Leviathan ise ABD
liderliğinde ve Çin’le işbirliği ile hareket edecek kapitalist kuzeyi temsil etmektedir. Climate Behemoth ise
Leviathan’a tehlike arz etmektedir. Bu, iki anlamda tepkiyi yansıtır;
reaksiyoner popülizm ve devrimsel hegemonya karşıtlığı. Bu, iklim değişikliği karşıtlığı olarak
politik söylemsel –özellikle de şimdilerde ABD’de olduğu gibi- direnci
yansıtmaktadır. Behemoth’un etkisi ise fosil yakıtlarla doğrudan bağları olan kapitalist sınıftan
gelmektedir. Çoğu popülist trendler de bu eğilimin peşinden gideceklerdir. Behemoth’un
temel başarısızlığı ise liberal kapitalizme herhangi bir alternatif
sunamamasıdır.
İkinci kısım, dört bölümden oluşmaktadır. İlk iki
bölümde, adaptasyon politikaları ve politikanın adaptasyonu işlenmiştir. Birinci
bölümde, bilimin kaçınılmaz olarak sosyal olmasından ve dolayısıyla tarihsel
olmasından ve yukarıda da söylenildiği gibi ‘burjuva’ imgelemindeki adaptasyonun
ne anlama geldiğinden bahsedilmektedir. Diğer bilim insanları gibi iklim
bilimcilerinin de gücü ve zayıflığı, arzu ve korkuları, çıkarları ve ideolojileri
vs. vardır. Bir iklim bilimcinin söylediği gibi laboratuvarda veri toplamak,
röportaj vermekten veya Kongre komiteleri önünde rapor sunmaktan daha rahattır.
Anlatılar, basitçe girdi ve çıktıların sonucu değildir. Yazarlara göre, iklim
değişikliğine karşı yapılacak önlemlerin gecikmesi bu anlamda iklim bilimcilerden
de kaynaklanmaktadır. Man ve Wainwright, buna
örnek olarak, 2014 yılı IPPC raporunu –
ki kapsam ve katılım açısından benzersizdir- iki yönü ile eleştirmektedirler.
İlk olarak, raporun teknik özet kısmında, her boyutu ile
dikkate alınan ve söylenilen vurguların, politika yapıcıları için olan özet
kısmında, daha teknik boyuta indirgenerek aktarıldığının altını çiziyorlar.
İkinci olarak ise iklim değişiklği karşısında önerilen üç seçenekden (mitigation, adaptation ve suffering)
bahsedilmekte ve bu seçeneklerin eleştirisi yapılmaktadır. Yazarlar,
adaptasyon politikalarını benzer şekilde reaktif olarak gözüken klima metaforu
üzerinden eleştirmektedirler. Aynı zamanda, azaltma ve adaptasyonun suffering’in
iki farklı biçimi olduğunu da vurgulamaktalar; çünkü bu araç-gereçlerden yoksun olan özellikle
yoksul ve marjinalize edilmişler için bu üçü arasında pek bir fark yoktur. Sonuç
olarak ise küresel karbonun azaltılmasına yönelik çabaların başarısızlığı,
ortaya çıkan herhangi bir Leviathan'ın temelde bir adaptasyon canavarı
olacağını da böylece açıkça ortaya koymaktadır.
Bunun nasıl olması gerektiği daha doğrusu
politikanın adaptasyonunun ne olduğu ise
takip eden ikinci bölümde ve nasıl sağlanacağı ise son iki bölümde
tartışılmaktadır. Burada Poluntaz,
Foucault ve Schmit
okumaları üzerineden liberalizmin ne anlama geldiği tartışılır. Daha sonra ise Gramcsci
ilerleme eleştirisi yapılır ve ilerlemenin bu formunun ‘zenitte olmadığı’
söylenir. ‘İlerleme artık demokratik anlamını yitirmiştir; çünkü ilerlemenin
taşıyıcıları (burjuvazi) onun mümkün kılmayı zorlaştıran krizler, işsizlik vs.
gibi yıkıcı güçleri ortaya çıkarmıştır.’ Bu anlamda, karbon azaltımı muhtemel
olmaktan çıktığı için de artık adaptasyon günümüzün ‘ilerleme’si olmaktadır.
İlerleme, 19. yüzyılda burjuva için ne anlam ifade
ediyordusa bugün de adaptasyon Climate Leviathan için o anlama gelecektir.
Sonraki bölümde ise yazarlar, bizi ‘Yeşil
Keynezcilik’ ile tanıştırmaktadır. Liberal kapitalizmin gücü ve bağlamı
anlaşıldığı zaman, ‘piyasa başarısızlığı’, ‘kollektif eylem sorunu’ ve ‘ortak
malların trajedisi’ de daha anlamlı hale gelecektir. Sonuç olarak, bu
sorunların üstesinden gelmek – ki çok az veya çok fazla müdahele ettiği için –
devletin üzerine düşmektedir. Tercih edilen çözümse devlet gücü ve özel erişim
kurumlarının (institutions of exclusive
access) kombinasyonu ile sağlanacaktır. Yazarlar, Keynezci devletin tek ve
mükemmel seçim olduğunu redetmektedirler; ancak onu iyi bir çözüm olarak görmeye neden
olan şeyle ilgilenmektedirler. Bu yüzden Keynezci politikaların bu anlamda
işlevselliğini okumaktadırlar. Yeşil Keynezcilik devrim yapmadan devrimsel
dönüşümü vaad etmektedir. Devleti ele geçirmek ise elit statüsünün
belirleyicisi olarak dikkate alınırsa o zaman güçlü devleti gerektiren bu
modelin de niye cazip geleceği anlaşılır olmaktadır. Bu kısımın son bölümü ise
–mekanik nedenselliğe düşmeden- Vestfalyan dünyadan gezegensel egemenin
oluşacağı yönetime nasıl ulaşılacağı üzerinedir. Burada doğrudan Uluslararası
İlişkiler disiplinine referans verilerek, Dünya Devleti üzerine
tartışılmaktadır. Bölüm, Kant ve Hegel ile başlar ve Alexander Wendt’in
kaçınılmaz olan bir Dünya Devleti makalesi üzerine eğilir ve Wendt’in yanıtsız bıraktığı üç soruyu sorarak, gezegensel
egemenlik için üç ayrı mantığı ve üç temel süreci göstermeye çalışırlar.
Son kısım ise kendi içinde iki bölümden (After Paris ve Climate X) oluşmaktadır. İlk
bölüm önceki bölümlere göre kısadır ve dört formasyondan en ideal olan Climate
X’in işlendiği diğer bölüm için bir giriş niteliği oluşturmaktadır. Burada
Climate Leviathan’ı çağıran bazı eylem ve protestolara değinilse de özellikle,
diğerlerinden farklı olan gerçek bir iklim hareketine benzeyebilecek olan bazı
gösterilere yer verilmektedir. Yazarlar için burada temel mesele, gerekli olan
politik teoriden yoksun olmaları daha doğrusu ‘tutarlı siyasal tutumlarının’
eksiklik olmasıdır. Örneğin; mevcut iklim değişikliği politikaları üzerine olan
tartışmalar nadiren ulus-devlet ötesine geçmektedir. Devlet bu anlamda temel
engel teşkil etmektedir. Devlet ve kapitalizm konusundakı bu aşılamazlık
kitabın isminin neden Climate Leviathan olduğunu göstermektedir.
Kitabın son bölümü ideal –ancak ütopik olmayan- tip
olan Climate X’e ayrılmıştır. Climate X bir yandan gezegensel egemenliği reddederken,
bir yanda da kapitalizmi aşmaktadır. Bu ideal tipin üç temel özelliği ise sırasıyla
eşitlik, içerme ve haysiyet ve dayanışmadır. Man ve Wainwright, bu üç özelliğin kapitalizm ve egemenlik ile olan ve
diğer üç formasyon karşısındaki çelişkilerini ve sınırlılığını gösterdikden
sonra gerçekleşmesinin çok zor olduğunu söylemekteler. Ancak, Climate X’e
götürecek iki farklı yolu da sunarak onu mümkün kılacak yönelimi de ortaya koymaktalar.
Bunlardan birincisi, Marksist köklerden yayılan, antikapitalist sol geleneğine
dayanan radikal bir analiz ve uygulama, diğeri ise
sermaye ve egemen devlet tarafından belirlenmemiş ve uzun tarihsel deneyime
sahip olan insanlar veya gruplardır.
SONNOTLAR
1Joel Wignwright ve
Geoff Mann, ‘Climate Leviathan’, Antipode,
Vol.45, No: 1, 2013, s.1-22. İkinci bir makale ile iddialarını genişletmiştiler.
‘Climate Change and Adaptation of the Political’, Annals of Association of American Geographers, Vol. 105, Issue 2,
2015, s.313-321.
2Bir
tartışma için bkz. H. Akın Ünver, ‘Paris İklim Anlaşmasına Teorik Yaklaşım:
Neo-neo Tartışması, Eko-Marksizm ve Yeşil Kapitalizm’, Uluslararası İlişkiler, Cilt 14, Sayı 54, 2017, s.3-17.
3Wainwright
ve Mann’a
göre, siyasal teorinin ihmal ettiği bu sorun büyük bir
boşluk yaratmaktadır. Çünkü istikrarlı bir politik konsept ancak ‘göreli
istikrarlı bir dünya ortamında (environment)’
anlamlı olabilir. İklim değişikliğini politize etmek aynı zamanda onlara göre solun
mücadelesi için de önem taşıyacaktır. Bkz. kitabın önsöz kısmı.
4Bu tam
olarak tüm gelecek politikaların iklim değişikliği ile ilgili olacağı anlamına
gelmez ancak iklim değişikliği dünya düzeni için çok temel olduğundan çeşitli
ve kompleks reaksiyonlar da bu dört çizgiden birisine götürecektir.
5Burada
özellikle belirtmek gerekir ki Climate Leviathan tek kişinin yönettiği
yarı-monarşik bir formasyon değil, tam tersine kimin hangi önlemi alması
gerekli olacağına karar verecek kollektif gücü karakterize etmektedir.
6Yazarlar, ‘herkesin
herkesle savaştığı’ Hobbes temelli yaklaşımdan yana olmadıklarının altını
çizmektedirler. Ancak Hobbes’un inandığı gibi daha henüz güç kazanmamış
doğmakta olan kendilerinin
‘Climate Levithan’ olarak tanımladıkları bir formasyona doğru ilerlediğimizi belirtmektedirler. Ve ayrıca
Marx’ın savunduğu işçi sınıfı kavramından farklı olarak, herhangi bir sosyal
grup veya özneyi belirtmeyeceklerdir.
7Schmitt,
siyasal alandan toplumsal olanın ayrılması gerektiğini söyler. Bu tartışma için
bkz. s.16-19.
8Anlaşma
aslında Paris’te değil şehrin yakınlarındaki Le Bourget isimli kasabada
imzalanmıştır. İlginç bir betimleme için bkz. s.28.
Kaynakça
Battistoni A., (2018) ‘States of Emergency: Imagining of Politics for an
Age of Accelerated Climate Change’, The
Nation, June 21.
Eckersly R., (2016) ‘Yeşil Teori’, Tim Dunne et
all, Uluslararası İlişkiler Teorileri:
Disiplin ve Çeşitlilik , çev. Özge Kelekçi, 1. Basım, Sakarya: Sakarya
Üniversitei Kültür Yayınları, s.288-312.
Peterson M., (2016), ‘Yeşil Siyaset’, İçinde: S.
Burchill ve d. (der.) Uluslararası
İlişkiler Teorileri, A. Aslan ve M. Ağcan, İstanbul: Küre Yayınları,
341-367.
Söker Ç. ve Özlük E., (2018) ‘Uluslararası
İlişkilerde Çevreyi Merkeze Taşımak: Temel Yaklaşımlar ve Tartışmalar’, Akademik İncelemeler Dergisi, 13 (1), ,
s.227-262.
Ünver H. A.,
(2017) ‘Paris İklim Anlaşmasına Teorik Yaklaşım: Neo-neo Tartışması,
Eko-Marksizm ve Yeşil Kapitalizm’, Uluslararası
İlişkiler, 14 (54), s.3-17.
Wignwright J. ve Mann G., (2013) ‘Climate Leviathan’, Antipode, 45 (1), s.1-22.
Wignwright J. ve Mann G., (2015) ‘Climate Change and
Adaptation of the Political’, Annals of
Association of American Geographers, 105 (2), s.313-321.